Nasıl başladık biz bu işe yahu!

yusuf_ (1)

Herkesin bir tutkusu olmalı bu hayatta sevdiklerinden başka. Ona ışık olacak, karanlıktan uzak tutacak bir uğraşı. Bazen de yalnızlıktan kurtulmak için… Ben en çok müzik ile ilgilendiğim için benim yolum müzik. Bir enstrüman çalmayı öğrenin mesela… Çok iyi çalmak zorunda değilsiniz. Kendinizi mutlu edecek kadar çalmanız yeterli. Şayet bir albüm yapmayı düşünüyorsanız o başka.

 

Yaşama tutunacak bir dal olur size, bir amaç verir. Maksat muhabbet olsun. Kim bilir, belki amatör bir grubunuz bile olur. Bir şeylerin değiştiğini fark edeceksiniz o zaman. Ufkunuz açılacak. Başka bir dünyanın kapılarını aralamış olacaksınız. Masa başından kalkıp farklı bir şeyler yapmanızı sağlayacak. Bilgisayardan, cep telefonundan, tabletten biraz uzak kalmış olacaksınız. Yeniden düşünen, üreten hayata tepki veren bir insan olacaksınız.

 

Nota bilmek zorunda da değilsiniz. Eğer birazcık müzik kulağınız varsa yaşadınız demektir. Sevdiğiniz melodileri çalmaya başladığınızda da hiç bırakmak istemeyeceksiniz. Ruhunuza iyi gelecek. Kötü ve puslu düşüncelerden uzaklaştığınızı göreceksiniz. İnsanlara daha farklı göz ile bakmaya başlayacaksınız. Paylaştığınız yeni bir dünya olacak bu. Bazen melankolik de olacaksınız ama orada fazla kalmamaya bakın. Üretkenliğiniz arttığı zaman yaptığınız işlerde de başarılı olduğunuzu göreceksiniz.

 

Ben 30 yaşından sonra bateri çalmaya başladım mesela. “Hayatında ne değişti?” diye soracak olursanız evet bazı şeyler değişti. Yeni insanlar tanıdım mesela, onlardan bazıları ile hâlâ devam eden köklü dostluklarımız oldu. Zaten radyo’da çalıştığım için (90’lardan bahsediyorum) müzik benim her zaman bir parçamdı. Bir sürü arkadaşım oldu. Hayat hepimizi ayrı yerlere savurmuş olsa da yine de sosyal medya’dan ya da telefon ile görüşüyoruz.

 

O zaman önce bir 90’lı yıllara geri dönüş yapalım biraz. Öncelikle zamanın ne kadar çabuk geçtiğini belirtmek isterim. Anı yaşarken hiç bitmeyecekmiş gibi gelse de aslında her şey bir saniye sonra anı oluyor insana. Özlüyorsunuz tabii hele bir de 40’ını geçince gençlik yıllarının geride kaldığını ve hayatın ne garip olduğunu fark ediyorsunuz. Maalesef benim de kötü bir huyum var, çok fazla fotoğraf çektirmeyi sevmediğim için güzel bir arşivim hiç olmadı. Kim bilir, belki bundan sonra dijital dünya sayesinde onu da yaparım.

 

Aslında tiyatro’ya çok meraklı idim ve okumak istiyordum ama elde olmayan sebeplerden dolayı üniversiteye gidemedim. Askerlik sonrası lise arkadaşım sevgili dostlarımdan Ersel Mert’in marketinde çalışmaya başlamıştım. Eskiden beri bu işlerin içindeydim ama bana hiç de cazip gelmiyordu, ne de olsa tembeldim :)) Neyse günlerden bir gün Bursa’da ilk özel radyo açılmıştı. Radyo Venüs. Yanılmıyorsam sene 1991… Ersel yeteneklerimi bildiğinden “Bu iş var ya tam sana göre, sen yaparsın” dedi ve benim bu işe başlamam da itici güç o oldu. Ne de olsa hayatımızda yepyeni bir sayfa idi özel radyolar… Bambaşka bir dünyanın kapısını aralamak için Radyo Venüs’e gittiğimde radyonun genç ortaklarından Murat ile tanışıp konuştuk. Murat soyadını hatırlamıyorum ama çok hızlı konuştuğunu hatırlıyorum :)). Neyse konuştuk mikrofonda sesimi dinledi. Sonuç; bana deck ve mikserin nasıl çalıştığını gösterdiği gibi beni yayına oturttu. Çok heyecanlıydım. Sesimi binlerce insana ulaştırma fırsatı doğmuştu.

 

Gel zaman git zaman kanıma giren bu iş bir daha da beni bırakmadı, benim hayatım oldu. Çok uzun bir yolculuk oldu benim için her zaman çok sevdiğim benim için ayrı yeri olan bir işti radyo yayıncılığı. Televizyon dünyasına girdikten sonra uzaklaştım ama kopamadım.

 

O kadar çok ve değişik insanlar ile tanışıp çalıştım ki o dönem beraber başladığımız arkadaşlar için de öyledir. Kocaman bir aile olduk. Çok kazık yedik, maaşlarımızı çoğu zaman alamadık, sigortamız yapılmadı ama yine de bırakamadık. Bir hastalık gibi adeta kanımıza girmiş ve bizi ele geçirmişti. Yılar, yıllar, yıllar… İşte böyle geldi geçti yıllar…

 

Yapmak istediğiniz ne olursa olsun gerçek işinizin dışında hobi olarak mutlaka bir şeyler ile uğraşın. Dünyanız kararmasın. Çünkü çoğu zaman yapmak zorunda olduğumuz işler gerçekten çok sıkıcı olabiliyor. Ama para kazanmak için çalışmak zorundayız, yapacak bir şey yok. Örneğin dans etmeyi seviyor olabilirsiniz. Onu yapın. Resim olabilir, fotoğraf çekmek olabilir. Neye yatkınlığınız varsa cebinizde o olsun mutlaka. Çünkü hayat gerçekten o kadar kısa ki, her şey bittiğinde hiç birimiz anlamayacağız ne olduğunu. Sadece bitmiş olacak, hepsi bu. Eğer çok kazanıyorsanız bir şeyleri yapmak sizin için daha kolay olacak tabii ve çok da kazanıyorsanız paylaşın. Paylaşın ki başka insanların da yüzü gülsün. Bu konuda asla bencil olmayın. Hepimiz hayatın telaşı içinde bir çok şeyi atlıyoruz ama bu gerçekten çok önemli. Sonu olan bir dünyada yaşıyor ve zamanımızı bilmiyoruz. O yüzden ne kadar çok insan mutlu edersek o kadar da huzurlu ayrılacağız bu dünyadan.

 

Radyo maceralarımız bir hayli uzun o da artık başka sefere olur inşallah.

 

Müzik sadece notalardan ibaret değildir. Hayatı yaşamaktır. Sevgi ile kalın…

 Yusuf Erkan GÖKALP, İstanbul, 05.04.2016, 14.29

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir