Yalnızlığın Yükü

ailem 077

Hiç kimse yalnız olmamalı bu hayatta. Tek başına yüklenmemeli acıları da sevinçleri de… Anlamazlar seni, kaybolduğun yerlerde ve bilmezler içinde neler bittiğini. Yalnızlık en ağır yüktür bu hayatta. Sadece yalnız olanlar bilir bu ağırlığı. Hiç kimsenin seni duymadığı, sana el uzatmadığı, seninle paylaşmadığı hayat, hayat değildir aslında.

Dünyanın neresinde olursan ol ya da neresine gidersen git, eğer tek başına isen hiçbir yer huzur değildir aslında. Bir gölge gibi takip ediyorsa seni eninde sonunda onun dediği olacaktır en kısa zamanda.

Şehirleri şehir yapan insanlardır. Eğer yoksa bir dostun, sevdiğin insanlar dünyanın en güzel yeri bile olsa hiçbir anlam taşımaz bu yalnızlık ikliminde. Soğuktur oralar, hiç nefes almaz, aldırmaz. Dört duvar arası gibidir derinliği. Soğukluğu benzemez hiçbir iklime.

Eğer yalnız değilsen, sevdiğin insanlar varsa yanında tek göz oda da olsa, bir tek eşya dahi olmasa mutluluk vardır orada. En güzel yeridir hayatın, tam ortasıdır. İçinde yaşadığın sıcacık seslerin huzurudur. Eşi benzeri bulunmaz. Yediğin bir kuru ekmek de olsa mutluluktur yudumladığın. Gökyüzüne baktığında ister mavi olsun, ister kara, en güzel hava oradadır orada.

Dışarıda fırtınalar da kopsa, soğuktan donsan bile en sıcak yerdir orası aslında. Yüreğindekileri paylaşabildiğin yalansız bir dünya vardır orada. Sımsıkı sarılıp “dostum”, “kardeşim”, “canım”, “oğlum”, “canım oğlum” dediğin yerdir dünyanın en güzel yeri.

Bin yıl yaşasan ne tek başına. Her şey senin olsa ne, olmasa ne; İçten bir gülümseme olmadıktan sonra. Güç sen de olsa ne olmasa ne; Paylaşmadıktan sonra. Padişah olsan ne, âlim olsan ne; Öğretemedikten sonra. Adalet yoktur oralarda, en acımasız yargılar kesilir içinde, bileklerini keser gibi bıçak. Bir süre sonra yalnızlaşır ve alışırsın yokluğa. Alışırsın da dayanılmaz olduğu gün yığılıp kalırsın orada. Nereye gidersen git, hepsinin sonu aynıdır aslında.

Gülen bir yüzün olmadığı yerde, mutsuzluk kol gezer her an yanı başında. Herkes gülüp eğlenirken yahut da birisi ağlarken birin omuzunda, sen soğuk duvarlara, karanlık koridorlara bakarsın, akşamdan sabaha.

Kimseler bilmez ağladığını, istediğin kadar bağırsan da duyan olmaz yalnızlığını. İşte bu kadar ağırdır yükü omuzlarında yalnızlığın. Bilir misin bilmem…

Uzun uzun konuşmalar, tatlı kavgalar hiç olmaz hayatında yahut da çok sinirlendiğin de kapıyı vurup gideceğin bir yer değildir orası. Sonra içten içe üzülüp geri dönüp de masumca özür dileyeceğin kimse yoktur orada. Ne karanlıktır o an bilir misin bilmem…

Keşke ön yargıların olsa bana karşı ve ben onları kırmaya çalışsam beni sevdiğini bile bile… Yahut sabaha kadar konuşsak havdan sudan, içimizi acıtsa bir şeyler, biraz ağlasak, biraz gülsek delice. Sonra unutup her şeyi derin bir uykuya dalsak. Uyandığımızda “yine mi? Desek, desek de birbirimizi yesek.

Ama bunların hepsi ancak sevdiğin ve seni seven insanlarla olur ancak. Sosyal ağlarda yüzlerce kiminde binlerce arkadaş, kiminin takipçisi var milyonlarca… Bir olsaydı da sadece benim olsaydı o arkadaş. Ve ben her yeni doğan güne sevildiğimi bile uyansaydım nazlanarak. Burun kıvırdığım anlar olsaydı yaptıklarına, mesela o çayı beğenmeseydim de bir daha ben demleseydim sana.

Ne bileyim, hiç dışarı çıkmasak da dünyanın her yerini birlikte gezseydik rüyalarımızda. Birilerine elimizi uzatıp, barıştırsaydık hayatla. Ya da haksızlığın karşısında durup dayak yeseydim de sen sarsaydın yaralarımı. Burnumdan kan gelirken damla damla, “of ya” deyip sarılsaydın bana.

Hiç olmadığımız kadar mutlu olsaydık bir anlığına ve ertesi gün yine mutsuz uyansaydık sabaha. Nasılsa akşam neşelenip, bir film izlerdik keyifle, her zaman umutlu olmasak da. Cebimizde ekmek parası olmasa da evde ekmek yapıp yeseydik keşke, ağzımızın tadı ile. Sıcak bir çay ile unutup dertleri, televizyon seyretseydik aptalca. Ya da hiçbir şey bilmeseydik de hiç felsefe yapmadan, cahilce mutlu olsaydık şu yalan dünyada. İnatla doğruları anlatıp, aptalca hayallerin peşinden koşsaydık mesela…

Kimse beğenmese de ben senin söylediklerini beğenseydim mesela. Ya da yanlış yaptığımızda, özür dileyebilseydik o anda. Ne kadar da çok şey varmış, hiçbir şeye sahip olmadan da yaşanabilecek aslında. Biz mutluluğu arasaydık, bir an mutlu olduğumuzu zannedip sonra yine isyan etseydik hayata.

Çorabımın ucu delikmiş, giyecek ayakkabım yokmuş, bunlar olsaydı da sen olsaydın hayatımda. Kime anlatıyorum ki ben, hiç var olmamış gibi kendime yükleyip yalnızlığı, sadece kendime anlatıyorum galiba.

Dedim ya, yalnızlığın yükü ağırdır diye. Şimdi ağır ağır gidiyorum ben de o sonsuzluğa…
Yusuf Erkan GÖKALP, 08.01.2016, 01:53, İstanbul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir